Sponsorluk İki Sıfır

In: Ekonomi| Marketing

19 Jan 2010

Şu sıralar her şeyin sonuna bir 2.0 koymak moda oldu: Web 2.0, Pr 2.0, televizyon 2.0 hatta insanlık 2.0 diyene bile rastlıyoruz.(Tabi 2.0 da doğası gereği hemen 3.0′dan bahsetmeye yol açıyo ama şimdilik biz 2.0′ın ekmeğini yiyeceğiz) Elbette sponsorluk kavramı da 2.0′dan nazibini aldı.

Yani sponsorluklar da yeni çağın ihtiyaçlarına uygun olarak bir değişim göstermeye başladılar.

Televizyonun başat iletişim aracı olduğu günlerde sponsorluk dediğin neydi? Bir marka bir takıma sponsor olduğunda formasına reklam verir, oyunculara röportajlarda zorla şapka taktırır, saha kenarını brand eder hadi bilemedin en fazla takımın adının başına kendi markasını yapıştırırdı. Sonra medya takip şirketini arar, “Pr şirketiyle kafa kafaya verin ölçün bakalım der ne kadarlık görünürlük sağlamışız.”

Bu model bir sponsorluk; her ne kadar sekiz on sene öncenin trendi olsa da artık Nuh nebi’den kalma bir sponsorluk yöntemi olarak düşünebiliriz.Kısaca yukarıda anlattığımız tarzda bir modeli Sponsorluk 1.0 olarak değerlendirebilir ve tarihin tozlu yapraklarına bırakabiliriz.

Peki bu yukarıdakiler işe yaramıyor mu?

Elbette yarıyor, fakat artık bunlar müşteriyle, hedef kitleye ulaşmak için yeterli olmuyor. Çünkü artık hiçbir tüketici kendisine yukarıdan bakan markaları kabul etmiyor, kendi yanlarına inip onlarla beraber olmayanları reddediyor.

Bu yüzden sponsorluğu artık sponsoluk 2.0 olarak nitelemek ve bu yeni kavramın enstrümanlarını kullanmak gerekiyor. İyi ama nedir bu sponsorluk 2.0?

Sponsorluk 2.0 markaların sponsor olduğu spor takımlarını hedef kitlesiyle beraber olmak için kullanması olarak kısaca özetleyebiliriz. Bu beraberlik de beraber üretmek, hedef kitle için daha konforlu ortamlar yaratmak, sosyal sorumluluğu sponsorluğun bir parçası yapmak, deneyim yaşatmak, interaktif olmak diye tanımlanabilir.

Yani artık markalar bir spor takımına sponsor olduklarında basit branding çalışmalarıyla yetinmemeleri lazım.

Bir defa beraber üretme kültürü sponsorluğun ruhuna sindirilmeli… Yani sporcularla taraftarlar marka için birlikte bir gösterinin parçası olduğunu hissetmeli. NBA bu işin -son günlerde kullanılmaya başlayan deyimle- ağa babası. NBA’de seyirciler, televizyon izleyicileri de gösterinin bir parçası oluyor sporcularla birlikte olduğunu hissediyor.

Profesyonel sporların ve sporcuların yanında markalar artık amatörlerin aktivitelerine de sponsor olmaya başlamalı. Bu noktada Nike’ın halı saha ligi, Powerade’in sokak futbolu konsepti buna iyi örnekler olabilir.

Takım sponsorluklarının yanında mekan sponsorlukları da seyirciye dokunmak açısından büyük önem taşıyor. Örneğin seyircilerin daha konforlu stadlarda maç izlemesi için Emirates Arsenal’e Telekom Galatasaray’a sponsor oluyor ve daha güzel mekanlar yaratılmasına katkıda bulunuyorlar.

Üstelik sponsorluk 2.0 kavramı artık tüm iletişim kavramlarında olduğu çabuk tepki verme üzerine dayanıyor. Örneğin Federrer’in 15. Grand Slam’i kazanmasından 1 dakika sonra Federrer’i kutlayan dünyanın en büyük sporcularının yer aldığı bir reklam dönmeye başladı. Nike reklamı ertesi gün ya da ertesi hafta değil hemen yayına soktu. Hedef kitlenin bir gün öncesini unuttuğu bir ortamda yapılması gereken de tam olarak buydu…

1976′da Montreal Olimpiyatları’nda şehir masadan yüz milyonlarca dolar zararla kalkmışken bugün Türkiye Ligi 2.5 milyar dolarlık yayın ihalesi yapabiliyorsa zaten bir şeylerin değişmesi lazım…

Comment Form

SportingAge Hakkında

SportingAge; spor pazarlamasıyla ilgili analizlerin, yorumların, yaratıcı önerilerin yer aldığı bir Sports Marketing Platformudur. Spora asla sadece para gözüyle bakmaz ama spordan nasıl para kazanıldığını takip eder...

Photostream

SportingAge Hakkında

SportingAge; spor pazarlamasıyla ilgili analizlerin, yorumların, yaratıcı önerilerin yer aldığı bir Sports Marketing Platformudur. Spora asla sadece para gözüyle bakmaz ama spordan nasıl para kazanıldığını takip eder...